3 Ekim 2015 Cumartesi

RADİSSON BLU #İSTANBUL#TOPLANTI



 Hızla değişen dünyaya tıp alanındaki değişikliklerde eşlik ediyor.Bilirsiniz işte.En son yenilikler.Falan. Bende bu maçla gittim bir bilimsel toplantıya.Şişli ye. “Radisson  Blu”  otel dekine
                                  

Önce yol tarifi aldım.Google dan.Şişli metro ve otobüs durağına yürüme mesafesinde imiş.Diyordu.
              

                            Üsküdar Kabataş :Güzelim boğaz seyrederek geçtim karşıya.Deniz.Her zamanki gibi beni benden aldı.Bir yanım Marmara denizi,bir yanım boğaz içi.Her iki kıyıdaki bina yığınları canımı sıksa da keyifli bir 15 dakika geçirdim.
                            “ Toplantıya gitmek için en özel nedeni de buydu aslında”

                          Kabataş-funiküler:Yola devam.Arabaları,insanları yara yara ulaştım durağa.Yerin altından Taksime.

           

                             Taksim:İçim burkuldu yine.Burası ne çok insanın ölümüne neden oldu Yarabbim…Derin derin iç geçirip sağa sola baka baka şişliye doğru yürüdüm.


                             Radisson Blu:Beş yıldızlı ,yüksek katlı, ismi yabancı ,İstanbul otellerinden biri.Kimbilir kimin.Kimlerin.(Kimileri pek bilir bunları."Zenginin parası züğürdün çenesini yorar misali”kimin kimlerin ortaklığı,vs.Tanımadıkarı zenginleri,tanıyor gibi.Bunlarda benim çenemi yordu).Parantez içi laf olsun hadi..
    
  Otel lobisi bekleşen insan dolu.Çoğu turist.Gidenler,gelenler.Onlar orada bekleşe dursun.


    Bir gelen de  bilimsel toplantı saati:Konuşmacılar,konuşmalar,anlatılanlar,tartışmalar,dinleyenler.
Yapacaklarımın doğruluğunu bilmemin rahatlığıyla düştüm geri dönüş yoluna.






Birde baktım ki "şehrin ışıklarında "kaybolmuşum





27 Eylül 2015 Pazar

KARAMSAR YAZI- II-




            Ya sevgili bilgisayar.Biraz dertleşelim.Cevapsız sorular olmaya başladı hayatımda
   Yaşadıkça.

Çocuklar büyüdü.Senin yanıbaşında  senden bir parçayken,karşında birey oluverdiler.İşte o zaman o cevapsız sorularla karşılaşıyorsun
              -Ne zaman büyüdü bunlar?                                                                                                                                                  
Annene ,babana bakıyorsun.Hayatta yaşlılık diye bir şey varmış.Farkına varıyorsun.Sonra anneciğim soruyor.
              -Ben niye böyle oldum?

Çevreni şöyle bir kenara bırakıp kendine yöneliyorsun.Kalp çarpıntıları başlamış,tansiyon yükselmeleri de ,uykusuz gecelere diz ağrıları da eklenince diyorsun ki kendine
              -ne oluyor yahu?

Aklından film şeridi gibi yapacakların geçiyor.Okuyacak kitapların raflarda daha.Gezip görülecek yerler sıra bekliyor.Eh söylenecek sözler de var daha.
             -nasıl yetiştireceğim bunları? Sorusu cevapsız kalıyor.
Halbuki kırk kere söyledi annen.

Her şeyi  zamanında yapmak lazım.Bugünün işini yarına bırakmamak lazım diye……

                                                                               “anne sözü dinlemek varmış”

         

11 Eylül 2015 Cuma

KARAMSAR YAZI


YA sevgili bilgisayar:

Ben burada börtü böcekle uğraşırken,insanlar evlerinde mutlu mesut olsun hasta olmasın,nöbetler  iyi geçsin diye evrene iyi niyetlerimi yollarken.
Bak şu memleketin haline:

        Beyler ,hanımlar  rahat  koltuklarında gerilip oturuyorlar.Masa başında senaryolar kurguluyorlar. Olan biteni de sanki film seyreder  gibi seyreyliyorlar...yazıklar olsun


       Biliyorsunuz işte:Bu ülke Anadolu coğrafyası karışık halklarının yaşadığı yer.Ne diye ayrıştırdınız inlanları:Türksün,Kürtsün,layiksin,dindarsın,ateissin,Atatürk cüsün. Yani ne olursan ol ötekisin.Düşmansın.
       
       Atatürk ilkeleri  diye bir şey vardı.Bize ne öğretildi.Yurtta barış.Dünyada barış.Bizim ne işimiz var .sınır ötesi ülkelerin işlerinde.
             
           Ateş düştüğü yeri yaktı .En çok ağlayan anneler oldu.
      
           Avrupa oturduğu yerden bakıyor.Uzaklardan olan bitene.

Karamsarım:İşte böyle iş çığırından çıkar.İnsanlar arasındaki ayrımcılık giderek açılır.Yüreğimde kalan son insan sevgisi kırıntılarıda yok olur diye.......
   




21 Ağustos 2015 Cuma

BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA



             Bardağı taşıran “son damla” dır hayatta.Beklersin beklersin.Son anda şıp diye bir damla düşer.İşte bardak taşmıştır.Artık volkan patlamış,Lavlar saçılmıştır.Aynı zamanda fay hattı kırılmış,8 şiddetindeki deprem  gerçekleşmiştir.Vay haline işte…


         

    Neden dersin .Bu son damlayı beklemişim.Zaten hep boş muş  yarısı bardağın.



           İşte son günler hep böyle geçti.Ha kuruldu ha kurulacak diyerek beklenen hükümet görüşmeleri.Bilmeliydim ki politikacılar memleketi değil kendini düşünür.Ve insanlar doyuramadıkları ego denilen bencillikleriyle boğuşur.İlla son sözler onlar  tarafından söylenir.Ve illaki de onlar en doğruyu bilir.Ve dünya bunu üzerine kuruludur.Olan ölenlerin geride bıraktıklarına olur.




Örnekler çok.Bardağa düşen son damla ile ilgili.Herkes kendine yorsun özet olan bu hikayeyi.Ve karar versin dolu mudur ,boş mudur bardak














18 Temmuz 2015 Cumartesi

ESKİ BAYRAMLAR





Nerede o eski bayramlar demeyeceğim.Her yaşanan gün kendine güzel.eski bayramlar yaşandı bitti.


Yeni bayramlara bakalım.Ama kısacık hatırlama:


      Eski bayramlarda :bayram öncesi  bir telaştır alırdı annemi.Önce kıyı köşe ev temizliği.Ardından yemek hazırlıkları.Üç, dört günlük ve herkese yetecek.

     Tüm bunların arasında bizlere bayramlık giysiler hazırlardı.Bayram günü yeni giyelim diye.

Sabırsızlıkla beklediğimiz bayram sabahı geldiğinde anneciğim erkenden kalkar, babamla ağabimi bayram namazına yollar,kahvaltımızı hazırlardı.

        Sonrası bir telaş,bir telaş.Gelen giden.gelen  giden.En keyifli an;verilen bayram harçlıkları ve mendillerdi.,

        Bazen de memlekete giderdik.(Sanırım tatil uzun olduğunda)Bu gidişlerin keyfi başkaydı.

Dedeler,amcalar,halalar teyzeler,kuzenler…İnsanın içini ısıtan kalabalık yemek sofraları.
  
       Hep güzel şeyler kalmış aklımda.Bir de; gönderilen kartpostallardaki;"Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim "tümcesi.

Sonraları bitmek tükenmek bilmeyen yorucu,hüzünlü bayram nöbetleri…

                    Şimdilerde ise bayram demek tatil demek.Bayram kutlamaları ise  da sanal ortamda

.Dinlenmek,gezmek.Dost akraba gezmeleri değil tabi.Seyahat şirketlerini düzenlediği  bayram ayarlı turlar.Ya da diğer geziler.
   

                       Gelecekte çocuklar böyle hatırlayacaklar eski bayramlarını.


        -Uzun bir tatil olmuştu….

Ben yine de "Büyüklerin ellerinden,küçüklerin gözlerinden öperim"



   




12 Temmuz 2015 Pazar

TAVAKLI İSKELESİ



     Eski zamanlarda Larissa derlermiş buralara.Dağların ,denizlerin, gökyüzünün doldurulmadığı güzel günlerde;


         Sakar dağı  ormanlarındaki  meşe ağacı palamutlarını gemilere yükleyip uzak diyarlara satıp para kazanırlarmış.

         Gün gelmiş kimya sanayi boya üretir olmuş,meşenin palamutları gözden düşmüş.Adı dışında  deniz kıyısında da iskele kalmamış.
         
           Korunaklı,azgın dalgalara geçit vermeyen sessiz huzur içinde  koy burası.

Ben deniz ve sessizlik dedirtiyor insana.Gün batımı ise harika.Hele de gökyüzü bulutluysa.İnsana doyumsuz görsellik sunuyorlar beraber.Geceleri ise yıldızların dansı.
          
          Deniz ,kum ,güneş, üçlemesinin devamı.
    
  Denizin kıyısında oturup oynaşan dalgaları seyre dalmak,ufka bakıp ,kendini unutmak.yapacağın bu.


Gün gelip gitme vakti geldiğinde sudan çıkmış balık gibisin.Şehre yola çıktığında tatlı rüyan da son bulmakta......


10 Haziran 2015 Çarşamba

OYAT KAPLICALARI


Kaplıcalar alışkanlık yapar derler 

Doğruymuş.düştük  yollara , 

    OYLAT kaplıcalarına

Nedense;navigasyonla gidelim dedik.Yazdık;Bursa –İnegöl-oylat kaplıcaları:
“Kız dediki:rota hesaplandı.100m sonra hafifce sağa.1 km doğru,ansızın rotadan çıktınız.”lafları arasında herhalde kısa yol deyip vurduk arabayı dağlara.

       Biz yolun güzelliğinin büyüsüne kapılıp,navigasyondaki sesi dinledik.İznik gölü kıyısından terk edilmiş köyleri geçerek ,yeşil yeşil görerek dünyayı ,dağları geçtik.Kuş sesleri,yeşilin bin bir tonu,çeşit çeşit ağaç.Daha ne isteyelim.Birazdan ana yola ulaşırız umuduyla dağ yolundan devam ettik.

             Ansızın," rotadan çıktınız" dedi.
   
          Navigasyonsuz günlerdeki gibi  sorarak bulduk oylat kaplıcalarını…


  40 derecede içilebilir,dengeli anyon ve katyonları olan yer altı kaynak suyu.Tertemiz hamamı ile su şifa dağıtıyor.Adı da tam bir şehir efsanesi.
                   Hastalanan tekfur kızı buraya ölmeye bırakılmış.Öl-yat demişler zavallı kızcağıza.Kim bilir  ne derdi vardı.Daha hayatını başında,belkide sevmediği yaşlı bir adamla evlendireceklerdi.Efsaneye göre de ; kaplıca suyunu içmiş.Sularında yıkanmış ve iyileşmiş.

     

  Yolunuz Bursa ya düşer ise İnegöl ü geçip oylata ulaşın derim.Sıcak su,kaplıca suyu olursa iyi geliyor.Gerçek….