4 Ağustos 2025 Pazartesi

 3 Ağustos 2025, Pazar


Ya işte böyle, sevgili bilgisayar


Çok üzgünüm bu aralar.Adeta amuda kalkmış bakıyorum hayata.

Dünyada olan bitene Ne çok haksızlık,hukuksuzluk,kötülük var.

Ne çok.isyandayım.Yastayım.

Güzel memleketim için.

Bu dünya için.

Hiç bu kadar karamsar olmamıştım.

Ormanlarımız yandı.
Ziyadesiyle üzgünüm.
Uykularımdan ağlayarak uyandım.
Yandılar...

Evet sevgili bilgisayar,
Beni üzen o kadar çok şey arasında  bir de Gazze var .
Haksız yere ölen insanlar… çocuklar.
 

Eskilerden aklıma gelen:
Lise bitirip üniversiteye başladığımda bir savaş filmi seyretmiştim.
İkinci Dünya Savaşı ile ilgiliydi.
Savaşın zulmü üzmüştü beni.
Filmden sonra da demiştim:

“Artık savaş olmaz.
İki büyük yıkıcı savaşın acıları hafızalarda.
İnsanlar uygarlaştı. Akıllandı.
Bir daha olmaz böyle savaşlar, öldürmeler, acılar.”

O zamanlar daha da uslanmaz, iyimser bir halimle.

Gene de güzel şeyler olmalı bir yerde

şu açan günebakanlar gibi

insanın içini ısıtacak.



14 Temmuz 2025 Pazartesi

 HER şey bir hikaye ile başladı .Anlatıldı.Anlayan anladı.”

“Hep iyiler kazansa şu dünyada...” diye buyurdu; aklı kıt, gönlü sevgi dolu birisi.

Ama biliyor ki kötüler yönetiyor bu dünyayı.
Atlaslarda dümdüz görünse de dünya, yuvarlak; top gibi.
Bir uçtan bir uca bomba atılıp da, aniden, aslında ne olduğu anlaşılmadan bitiveren savaşı da gördü bu dünya. Şaşırdı.

Bilişim çağına uygun biçimde, savaş hızlı başladı, hızlı bitti.
Hafızalarda kalma süresi kısaldı.
Tüm sosyal medya ortamlarındaki paylaşımlar gibi, ışık hızından da hızlı silinip gitti.
Ölen, öldüğüyle kaldı.
Olan, analara oldu.
Gözyaşları hiç bitmedi.





Denizin kıyısında, uçsuz bucaksız sahillerde de ölüm vardı.
Dalgalar kıyıya usul usul gelip giderken, bir yerlerde yaşayanlar, bombalarla, silahlarla, kötü insanların "öldürün" emriyle, teker teker — bazen de topluca — öldü.
Güneş, ay, gökyüzü, bulutlar ve deniz sesi... Sessizce izlediler olan biteni.
Tüm dünyayla beraber.

Kimisi eylem yaptı.
"Parlak fikir," dediler. Farkındalık adına.
Ülke bayrakları renginde elbiseler giydiler.
Kimi, yelkenlilerle "yiyecek götürüyoruz" diye yayın yaptı kanallarında.
Her birini gördü, duydu dünya.

Ve bütün olan buydu.

Zil çaldı. Komşum aşure getirmiş. Bir kase.

Üzerinde nar taneleri yoktu.


2 Temmuz 2025 Çarşamba

Kalktım

gitmiş sabahın kör karanlığı.

    Güneşle birlikte

yeni bir gün başlamış.

Karşımda

denizin sisi ,  havanın ışıltısı 

sulara da yansıyan 

Yeni günün neşesi…

Aradım.
Aradım.
Aradım.

Ama…
Zordu bulması.





13 Mayıs 2025 Salı

 

EVET SEVGİLİ BİLGİSAYAR:TÜRKİYE HOP OTURUP HOP KALKARKEN 

BEN DE BUNLARI YAZDIM

BİR MİNİK PARMAĞIN KISA BİR ÖYKÜSÜ

Yine bitmeyen nöbetlerden birinin tam ortasındaydık.
Sabaha daha çok vardı.
Her an her şey olabilirdi.

Bitmeyen;birinin bitip diğerinin başladığı nöbet saatleri.
Hiç durmadan çalışan insan vücudu organları misali, hiç durmayan,

hep çalışılan hastane günleri, nöbet geceleri...
İşte böyle bir nöbet gününün gecesiydi.

Vakadan yeni çıkmıştım. Doğru tanı, doğru tedavi… Hep mutlu etmiştir beni.
Vakanın sorunsuz ve güzel geçmesi de içimi hafifletmişti. Ameliyathaneden

giyinme odasına bu huzurla girdim. Gönlüm kuş gibi hafifti. Bir nöbet vakası

daha başarıyla tamamlanmıştı.

Zaman, gecenin yarısını çoktan geçmiş, sabahın ilk ışıklarına az kalmıştı.
Başarmış olmanın o tatlı yorgunluğu üzerimdeydi. Her başarılı operasyon

sonrası ruhuma sinen o huzur, gecenin sessizliğinde beni de sarmıştı.
Hatta keyifle bir şarkı bile mırıldanmıştım:
"Yalan, başkası yalan... Dünyada ölümden başkası yalan..."

Her şeyin yolunda olduğunu, nöbet bitimine de az kaldığını düşünürken

hiç de öyle olmadı.
Soyunma odasından çıkıp koridora geçtiğim sırada, kocaman bir sedyenin


üstünde minicik bir çocuk gördüm. Yanında bir kadın vardı. Annesi olmalıydı.
— Neden bekliyorsunuz? diye sordum. Haberim olmadan genel cerrahi vakası

mı alınmıştı?
— Ameliyat olacak bu, dedi kadın Karadeniz şivesiyle. Doktor “Bekleyin,” dedi.

Bisküvi yediydi. Ondan alamadılar ameliyata.

Sedyeye yaklaştım. Ameliyat önlüğü giydirilmiş, üzerine çarşaf örtülmüş…
Sarışın, dört-beş yaşlarında, yarı uykulu bir oğlan çocuğuydu gördüğüm.
Sevgiyle yaklaştım, saçını okşamak istedim.
— Ne oldu sana bakalım? dedim usulca.
— Nesi var? diye sordum annesine.
Kadın hafifçe başını eğdi, sesi kısıktı:
— Elini patoza kaptırdı… Parmağı bulamadık.

Pansumanı aralayıp baktığımda, kurumuş kan lekeleri olan minik elini gördüm.

Serçe parmağının tamamı, yüzük parmağının da yarısı yerlerinde yoktu. Sağ eliydi…

Yüreğim burkuldu. Ruhumun derinliklerinde bir şeyler olmuş, yer yerinden oynamıştı.

Acıma duygusu tüm benliğimi sardı.
Ruhumun derinliklerinden kopan bu fırtına, gözlerimde neredeyse yaş olup akacakken

kendimi tuttum. Ağlamadım.
Pansumanı kapatıp çarşafları örttüm, sarı saçlı kafayı okşadım.
— Geçmiş olsun, diyerek hızlıca nöbet odasına doğru koştum.
Yolda ağlamaya başlamıştım. Nöbet odasına kendimi zor attım.

Sesimin duyulmasından korkup yüzümü yastığa gömüp ağladım.
Durduramadığım, sonunu getiremediğim bir ağlamaydı bu.
Toz içindeki sarı saçlar, kurumuş kan lekeleri, kopmuş parmaklı minik el…
Hiç gözümün önünden gitmiyordu.
Ağladım, ağladım, ağladım.

Fırtına dinip ruhum sakinleşince yüzümü yıkadım.
Yeniden ameliyathanenin bekleme salonuna gittim.
Çocuğun annesi, tanıdık bir yüz görmenin sevinciyle gülümsedi bana.

Eşarbını düzeltti.
Yine yaslandığı duvardan ayrılıp sedyenin başına, çocuğa doğru yöneldi.
— Nasıl oldu? Nasıl koptu parmakları? Sesim hâlâ titriyordu.

Ve ağladığım belliydi.


— Harmanda oynuyorlardı. Dedesinin yanındaydı. Birden olmuş.

Allah’tan babam motoru hemen kapatmış da başka bir yerine bir şey olmamış.

Allah korumuş…
Konuşurken başörtüsünü düzeltiyordu.
Kenarlarını kafasının arkasına doğru çekiyor, yeniden sıkıca bağlıyordu.
— Nerede oldu bu?
— … Köyde. Oradan Bolu’ya gittik. Onlar da buraya yolladı.
Kadın tekrar duvara yaslandı.

Ben yeniden nöbet odasına çıktım. Burnumu çektim, tutamadım…
Bir kez daha yastığa kapandım.
Ağladım.

Yeniden sakinleşince acil ortopedi polikliniğini aradım.Kendimi tanıttıktan sonra sordum.
— Ameliyathanede bekleyen çocukla ilgili bilgi alabilir miyim? dedim. Parmakları ampute olan… Ne düşünüyorsunuz?
— Aa, evet, Bolu’dan sevk gelen vaka. Açlık süresini bekliyoruz. Genel anestezi altında revizyon yapacağız. Parmaklar ampute.
— Teşekkür ederim, dedim.

"Kolay gelsin" bile diyemeden telefonu kapattım.
Yastığıma yeniden gömüldüm.
Ve bir kez daha…
Ağladım.




25 Nisan 2025 Cuma

MEMELEKET HALLERİ II


Bir haberle;

Sessiz, sakin sokakların evlerinde sessiz, itaatkâr, kaderine razı insanlar döküldü sokaklara.
Büyükşehir belediye başkanının diploması iptal edildi. Gözaltına alındı.

Ve ülke hop oturup hop kalkmaya başladı.
Mecliste, sıcacık koltuklarından kalkıp halkın arasına karıştılar takım elbiseleriyle.
Tüm sosyal platformlarda bangır bangır bağırmaktan sesleri kısıldı.

"Aday oldum, senden farklı düşünüyorum. Senden değilim." diyenler

nedenli nedensiz suçlamalarla şimdi hapishanede.
"Hukukun üstünlüğü" anılarda mı kaldı, yoksa?

Tüm birimler teyakkuzda.
"Öyle mi yapalım, böyle mi yapalım?"
İnsanlar, kıyıda olan biteni, olacak biteceği izliyor.
Sabrı taşıp da meydanları dolduranlar da az değil.

Giriş, gelişme, sonuç.
Böyledir belirlenen hayatın ritmi.
Bırakmayı bilmenin erdemiyle de yaşanmalı hani.
Bugün neler olacak diye heyecanlanırken, yaşadığımız kaygılara bir de korku eklendi.

Deprem oldu.
Tüm ülke, topluca İstanbul oldu.






 

19 Nisan 2025 Cumartesi

sevgili bilgisayar : MEMLEKET HALLERİ: 1

sevgili bilgisayar : MEMLEKET HALLERİ: 1:   Evet sevgili bilgisayar… 2025 yılının güneşli bir Nisan ayının 18’indeyiz. Günlerden Cuma. Hop oturup hop kalkıyor memleket. Protestolar...

18 Nisan 2025 Cuma

MEMLEKET HALLERİ: 1

 

Evet sevgili bilgisayar…

2025 yılının güneşli bir Nisan ayının 18’indeyiz.

Günlerden Cuma.

Hop oturup hop kalkıyor memleket. Protestolar, boykotlar, isyanlar…

Ne olacak bakalım bu güzel memleketin halleri?

Ben güzel memleketimin halini düşünürken

bugün şu sözle karşılaştım:
Sokrates demiş ki:
"Bilgi, erdemdir." (Yunanca: “Hē aretē estin epistēmē”)

"İyilik. Mutluluk. Sevgi. İyi olma hali. Erdemli ve bilgili olma durumu…

Bilgi; beynini sakinleştirir. Bir doğru yol tutar düşüncelerin.

Erdemli oldukça da sakinleşir yüreğin.

Doğru bir yol bulur duyguların. Yüreğinin karanlık yerleri küçülür.

İyilik, güzellik, sevgi ile dolar kalan yer".

Yani diyorum ki:

“Bilgili oldukça, düşüncelerin ve duyguların sakin sakin sıraya girer hayatında.”

“Erdemli oldukça da sakinleşir yüreğin.”

“Yüreğinin karanlık yönlerini küçültür;

iyilik, güzellik, sevgi ile dolar kalan yer.”

Ve derken…


İyi olmaya başlamalı hep beraber bir yerlerden.