20 Şubat 2026 Cuma

ŞEHİRLER:BİR GÜN .SARI ALARM

SARI ALARM:


 






Şehre “sarı alarm” verildi. Telefonlara uyarılar geldi. İnsanlar dünyanın sonunu getirecek felakete hazır değillerdi. Ve bu, dünyanın sonu da değildi. Akdeniz’in mavi beyaz sularından gelen bir esintiydi. Bir iki çöp bidonu devrildi. Soğuk bir rüzgâr esti. Dalgalar köpürdü. Hadsizce kıyılara vurdu.

Telefonların alışık olmadığı bir sesti bu. Kulak tırmalayıcı. Fırtına gelip şehri kasıp kavuracak, yerle bir edecekmiş; ardından da yağmur yağacak, sel baskını da olabilirmiş. Sonra da okullar kapatılmış, spor karşılaşmaları, konserler, gösteriler iptal edilmişti. Şehirde yaşayanlara tüm gün evlerinden çıkmamaları önerilmişti.

Her kötü haber gibi tez zamanda yayıldı; tüm şehre, kuzeyden güneye, sağdan sola, en kenar mahalleler dâhil her yere sirayet edip insanları evleri yerine sokaklara saldı.

İnsanlar can havliyle marketlere, mal satılan sıra sıra tezgâhların eşyalarla dolduğu yerlere koştular; para verip mal aldılar. Ne için aldıklarını bilmeden saldırdılar.

Herkes en yakın banka şubesinden çekebileceği kadar para çekti. Süpermarketlerde, büyük alışveriş merkezlerinde, mahalle aralarındaki küçük marketlerde uzun insan kuyrukları oluştu. Raflarda ne işe yaradıklarını bile tam anlayamadıkları rengârenk ambalajları birer ikişer alıp doldurdular ellerini kollarını. Sona kalana bir şey kalmadı. Sokaklar, caddeler insan kalabalığıyla doldu.

Bu arada rüzgâr lodosla başladı esmeye. Yapraklar insanların arasından uçuştu. Ufak tefek kâğıt parçaları, ambalaj atıkları havalandı ardından. Rüzgâr şiddetini artırdı.

Bense hiçbir şeyi umursamadan, devam ettim hayatıma. Şehir çok güzeldi. Hele esen lodos... Eski, çok eski apartmanların, güneş almayan dar sokakların arasında yürüdüm. Yağmur daha başlamamıştı. Rüzgâr hızını biraz artırdı. Küçük bir dükkânda, küçük bir tabureye iliştim. Çay istedim. Çayımı içerken

- “Bugün son gün değil ki,” dedim, “insanlar neden korktu?bilmediler ki böylece bir gün daha bitip geçti gitti ömürlerden.


18 Ocak 2026 Pazar

yeni bir yıl geldi yine takvimlere 

2026 

Değişen yalnızca sayılar olsa da 

Yeni kararlar alıp yeni başlangıçlar yapmak için en güzel zaman.

Yırtılıp atılıyor takvim yaprakları, yerine yenileri geliyor; sırayla adlandırılan.

Böylece akıp giden, geri dönmeyen nehirler gibi geçip gidiyor zaman.Gün gceyi,gece günü takip edip duruyor.



 Geçen yıldan başlayan “İstanbul’u anlama” gezilerine devam...


Sıradaki Galata Kulesi

Erkenden düştüm yollara. "Sabah ışıkları"henüz görünmese de saatler sabahı çoktan gösterir olmuştu; ki bu, saatlerin ayarlanmamasından kaynaklanıyordu.

Her neyse… Dikkatimiz dağılmasın, moralimiz bozulmasın. Bugün Galata Kulesi görülecek. Galata Kulesi yaşanacak.




Bir zamanlar Galata surlarının gözetleme kulesiymiş burası. Cenevizlilerin ikamet ettiği, komşu Konstantinopolis ile sakin, huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmek istedikleri dönemlerin tanığı.

1453 Nisan’ında kuleyi Fatih’e teslim edilip Osmanlı’ya geçmiş . 1509’daki büyük deprem koca kuleyi sallasa da ; Depremler, yangınlar, fırtınalar atlatsa da yıllar boyunca; her gelen yönetimle şekil değiştirse de Romanesk tarzı, silindirik yapısı yerle bir edilemeden inatla ayakta kalmış.


Zindan olmuş suçlu sayılanlara; gün gelmiş depo olmuş ,uçmak istemiş Hezarfen Ahmet Çelebi. Sevgili Evliya Çelebi’yi de kendine hayran bırakmış. Açık bir havada Keşiş Dağı’nı gördüğünü söylemiş. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girince de sanki bir parça soluk almış.



 

Yıl 2026, aylardan Ocak… İstanbul’u anlama gezilerimde benim de uğrak yerim oldu Galata Kulesi.

Şu anda Galata’da, etrafını saran binaların arasında geleni gideni selamlıyor. Sabahın erken saatlerinde tenha olsa da gün ilerledikçe insan kalabalığına karışıyor.

Girişi paralı, biletli. Yabancı turistler avro hesabı, yerli turistler lira hesabı. 65 yaş üzeri için ücretsiz.

Kuleye çıkış asansörle, iniş ise daracık merdivenlerden yürüyerek… Seyir terası ise 360 derece İstanbul’un doyumsuz güzelliğini sunuyor. Boğaz’a ,Haliç' e uzanan yolu, Marmara Denizi’ne açılan ufku…


Hezarfen Ahmet Çelebi’yi insan işte tam burada anlıyor.